18
Mar
2017
0

Ne olacak bu ülkenin hali?

Aslında siyasi mevzulara dalmak istemiyordum ama son zamanlarda yaşanan saçma sapan şeylerden sonra artık iyicene sinirlenmeye başladım ve içimi dökmek istedim. Gerçi Avrupa’ya demokrasi dersi veren ülkemde bahsedeceğim konulardan dolayı şucu bucu diye yaftalanmak da var ama hadi neyse. Gelin mahalledeki kahveye, açalım okey takımını başlayalım sohbete : “Ne olacak bu ülkenin hali?”

Ülke imajı mı, o da ne? Yeniyor mu yoksa içiliyor mu?

Malumunuz geçen hafta Türkiye’nin gelişmesini istemeyen, hayırcı faşist Hollanda’ya demokrasi dersi verdik. Ülkenizde miting yapacağız izin verir misiniz dedik, olmaz dediler. Orta Doğu’nun gelmiş geçmiş en hırslı, gözü yaman, sözünün adamı, kısacası adam gibi adam olan cumhurbaşkanımız da olaya tatlı dil ve güzel yüz ile dahil oldu ve sağ olsun dünyaya rezil oluşumuzun fitilini ateşledi. Gelişmemizi istemeyen Nazici Almanya’dan sonra yine bir Nazici olan Hollanda mitinglere izin vermedi. Çünkü bu mitingler sayesinde Avrupa’daki Türkler güçlenen ve tam bağımsız bir Türkiye için “evet” diyecekler ve oynanan büyük oyunlara karşı büyük bir ders vermiş olacaklardı ama olmadı. Hollanda hükümeti önce Mevlüt Çavuşoğlu’nun uçuş iznini iptal etti, sonra kapıdan kovarsanız bacadan girerim diyen sayın bakanımız Fatma Kaya’yı almayıp sınır dışı etti ve Avrupa’daki Türklerin büyük oyunu görmesini engellemek için elinden geleni yaptı. Tabii böyle bir durum karşısında hükümetimiz gereken tepkiye geciktirmedi ve ardı ardında yaptırımları uygulamaya başladı. Mevlüt Çavuşoğlu tüm samimiyetiyle, sanki mahalleden arkadaşıyla konuşuyormuş gibi Hollandalılara hitap etti. Sonra diğer devlet büyüklerimiz de bu furyaya katıldı ve birbiri ardına birbirinden komik açıklamalarda bulundular ve bunlara kayıtsız kalamayan halkımız “portakal soyarak” en sert şekilde tepkilerini ortaya koydu. Şaka gibi ama gerçek. (Hollanda’nın da yaptığı yanlışlar var ama bu olayda bizim taraf daha da suçlu. Adamlar gelme diyorsa gelmezsin bu kadar basit. Olayı büyütmenin ne gereği var diyeceğim ama her önemli seçimde AKP’nin uyguladığı güzel bir strateji var : gerginlik ve mağduriyet. Seçim dönemlerine bakın hep bir gerginlik ve sadece AKP’nin mağduriyetinden başka bir şey yoktur. Hollanda’ya giden bakanlar her ne kadar ülkemizi temsil etse de ne amaçla gittiklerini bildiğimiz için mümkün mertebe bu insanlar bu ülkeyi de beni de temsil etmesin. Ülkede kadın ve çocuk taciz/tecavüzleri her gün büyük bir ivmeyle artarken; bu sorunlarla mücadele etmek yerine benim aile bakanım Avrupa’ya gidip propaganda yapmakla uğraşıyorsa bırakın bu insanlar beni temsil etmesin.)

Birde Rusya krizimiz var malumunuz. Adamlara o kadar atarlandık diklendik sonra süt dökmüş kedi bir kenara çekilip özür diledik. Biz onların uçağını düşürdüğümüzde bize ambargo uygulayıp yaptırımlarda bulundular. Yakın bir zamanda Ruslar bizim askerlerimizi uçaktan attıkları bomba ile şehit etti, peki biz Ruslara karşı ne gibi bir yaptırım yaptık? Kocaman bir hiç. Çünkü yaptırım yapacak gücümüz yok. Ha en büyük korkumda hükümet kanadından birinin çıkıp “Rusların attığı bombada ölen kişiler FETO/PDY yapılanmasının askerleridir. Üzerlerine gelen bombayı gördükleri halde bombadan kaçmayıp ölmüş ve Ruslarla yeni bir kriz yaşamamız için elinden gelenleri yapmıştır. Ama büyük oyunu gören bizler bu oyunu da bozduk ve kardeş ülke Rusya ile aramızın açılmasını engelledik.” derlerse de hiç şaşırmam. (Mavi Marmara olayından sonra böyle denirse cidden şaşırmam.İsrail’i haritan sileriz onu yaparız bunu yaparız dedikten sonra gemidekilere ithafen “Biz zaten gerekenleri yapıyoruz. İnsani yardım yaparken dönemin başbakanına mı sordunuz” demişti birileri. Bir zamanlar güzel malzeme çıkarttığı İHH’den artık nemalanacak bir şey kalmayınca böyle bir tavır sergilenmişti.)

Ya arkadaş ülke olarak ne sözümüzün geçerliliği kalmış ne bizi ciddiye alan var ülkenin imajı iki paralık olmuş ama kimin umrunda. Yeter ki koltuklar iyicene sağlama bağlansın. Gerçi tüm bunlara rağmen yine troller bir yanda Ecevit’in bir yanda Erdoğan’ın olduğu fotoğrafı paylaşıp “Avrupa karşısında el pençe divan duran başbakandan dünyaya meydan okuyan cumhurbaşkanına. Hamd olsun” şeklinde paylaşım yaparlar 😀

Ehonomi çoh eyi, lanet olsun sana Avrupa

Dövizdi, altındı derken son zamanlarda ülke olarak acayip çalkantılı günler geçiriyoruz. Birçok küçük ve büyük işletme dövizdeki dalgalanmadan dolayı sıkıntı bir döneme girdi. Yatırımcılar ülkeden el ayak çekmeye başladı ve en önemlisi de üreten değil tüketen bir ülke haline geldik. Ama buna rağmen bizi herkes kıskanıyor. Hatta en son Almanya ve Hollanda kıskançlıktan ölüp gideceklerdi. Bizi kıskanan ülkelerin ekonomisiyle bizim ekonomiyi yan yana getirince de adamlara hak verdim. Bir yanda dünyanın en güçlü 3. ekonomisine sahip olan Almanya bir yanda da yüz ölçümü Konya’dan hallice olan ama neredeyse Türkiye’nin 5 katı tarım ihracatı yapan Hollanda var. Bunlara karşılık tarım ülkesi olarak bildiğimiz ama samanı bile ithal eden duruma düşen ülkemiz var. Bunlar kıskanmasın da kim kıskansın bizi?

İş sadece bunlarla bitse gene iyi. Rusya’nın yaptığı yaptırımları Almanya ve Hollanda’da yaparsa turizm açısından pek de iyi günler bizi beklemez. Bacasız fabrikalar kapanma noktasına gelebilir. Çünkü Rusya ile yaşadığımız krizden önce yaklaşık 3.7 milyon Rus turist ülkemize gelirken, krizden sonra sadece 800 bin  Rus turist gelmiş. Yaklaşık % 75’lik bir azalma var. 2016 yılında yaklaşık 3.9 milyon Alman ve yaklaşık 900 binde Hollandalı turist ülkemize giriş yapmış. Nereden baksanız 4.8 milyon turist Almanya ve Hollanda’dan gelmiş. Hani olmazda eğer olursa  ve bu ülkelerden de gelen turist sayısında Rusya’daki gibi azalma olursa ekonomik olarak büyük bir kayıp yaşarız.

Eğitim ailede başlar ve ailede devam eder, çünkü okullarda eğitim yok

Aslında eğitim ailede başlar okulda devam ederdi ama artık etmiyor. Çünkü ne yeterli okullar var ne de öğretmen. Yeni okullara ihtiyaç var ama yapan yok. Önüne gelen herkes de özel okul açmaya başladı. İllaki içinden kaliteli eğitim veren okullar vardır ama genel olarak eğitim yuvalarının ticarethaneye döndüğünü söylesem sanırım abartmış olmam. Devlet okullarında ise durum vahim. Öğrenci fazla ama yeterli sınıf yok. Birde öğretmen azlığı ve öğretmenlerin de pek öğretmeye meyilli olmamasından dolayı birçok çocuğun hayatı boşuna geçiyor. Bu ilkokuldan tutun da liseye, liseden de üniversiteye kadar aynı. Değişen bir şey yok sadece isimleri farklı ve öğrenciler büyümüş oluyor. İlkokul ve liselerin içler açısı halde olduğunu; üniversiteler içinse 15 hadi taş çatlasın 20 üniversite dışında geriye kalan üniversitelerin faso fiso olduğunu düşünüyorum. Belki her ilde üniversite var ama eğitim sıfır. Zaten üniversiteden mezun olup da işsiz olan çok kişi var, istihdam yetersiz.

Halkın canı cehenneme, nasıl olsa eşek gibi çalışırlar ve öderler

Son zamanlarda yapılan ihaleler eminim dikkatinizi çekmiştir. Almanya’nın gece uykularını kaçıran 3. köprü, İngilizleri kara kara düşündüren Osmangazi Köprüsü derken dünyanın kıskançlıktan öldüğü projelere imza attık. Köprüye, yola, havalimanına karşı değilim, yanlış anlaşılmasın. Ama Yap-İşlet-Devret mantığıyla bu işleri yapıp, sonra da işleten firmaya günde şu kadar araç geçecek, günde şu kadar yolcu taşınacak, ha olmazsa biz telefi ederiz gibi saçma sapan sözleşmelere imza atmak nasıl mantıktır anlamıyorum. Köprüden geçsen ayrı bir dert geçmesen ayrı bir dert. Çünkü geçsem de geçmesem de benim cebimden para çıkıyor.

Vergideki adaletsizlik de canımızı yakan mühim bir nokta. Üç kuruşa çalışan adamdan neredeyse aldığı nefesten dahi vergi alan devlet, bir gecede milyonlarca dolar vergi borcu olan firmaların borcunu silebiliyor. Halkın temel ihtiyaçlarından cayır cayır vergi alırken pırlantadan vergi almıyor. Çünkü o kadar zengin bir ülkeyiz ki ekmek yerine elmas yiyoruz. Bundan dolayı temel ihtiyacımız olan pırlantadan vergi alınmıyor ya da çok cüz’i miktarda vergi alınıyor. Abuk subuk şeylerden alınan ÖTV vergileri de cabası. Neyse efenim fazla şaapmamak lazım. Nasıl olsa bizim gibi çalışan ve vergisini ödeyen ama karşılığında hiçbir hizmeti doğru düzgün alamayan bir millet var. Buna rağmen de yaşamayı becerebilen bir millet var. Sadece Avrupa değil eminim tüm dünya bu başarımızı kıskanıyordur.

Özgürlük mü? hmm.. Bir yerde adını duymuştum, güzel bir şey olsa gerek…

Ve bu gün 18 mart. Atalarımızın bizlerin özgürlüğü için dişe diş kana kan mücadele edip bin bir zorluklarla kurduğu ülkede, bizler yan gelip yatıyor özgürlüklerin elden alışına, ülke topraklarının parsel parsel satışına hiçbir şey yapamıyoruz. Düşünün ki bir ülkede referandum çalışmaları yapılıyor ve cumhurbaşkanı “hayır” diyenlere terörist diyebiliyor. Ve insanların buna tepki göstermesi gerekirken bu saçmalığa alkış tutuyor. Tabii birde tarafsız olacağına namusu ve şerefi üzerine yemin eden cumhurbaşkanının iktidar partisiyle miting yapıp muhalefeti eleştirmesi kimsenin dur diyememesi de ayrı sıkıntı. Adım adım despotluğa doğru gidiyoruz. Atalarımızın özgürlük için kan döktüğü topraklarda millet kendi kendini uçuruma doğru götürmek için çaba sarf ediyor.

Söylenecek o kadar çok şey var ama kelimeleri boşa harcamak istemiyorum. Yazının başında sorduğum soruya kendimce cevap vereyim. Bu ülkenin şahsen klasik Orta Doğu ülkeleri haline geleceğini, demokrasinin biteceğini, insanların delireceğini ve hiçbir şeyin iyiye gitmeyeceğini düşünüyorum. Şahsen ülkeme ve insanlara kendimi yabancı hissediyorum. Bazen aklıma başka ülkelere yerleşip buralardan uzaklaşmak fikri geliyor ama ne gidecek yerim var ne de gittiğim yerlerde kol kanat gerecek birileri var. Kısacası geleceği olmayan ve karanlık günleri olan bir ülke olarak görüyorum bu güzelim ülkeyi. Çünkü geçen gün yaşanmaz hale geliyor.

Yazıma son noktayı koyarken de 18 Mart Çanakkale Zaferimizi kutluyorum. Umarım bu günleri tekrar yaşamayız.

0

Cevap bırakın